Neyse...

    Merhaba. Nasılsınız? Umarım siz iyisinizdir. Ben... iyi değilim... Aslında böyle demek istemiyorum sanki şükürsüzlük yapıyormuşum gibi hissediyorum ama... Durum olarak değil ama his olarak kendimi iyi hissetmiyorum. Neyse, biraz boş yapmaya geldim. Ne diyeceğimi de pek bilmiyorum. İçimde içi dolu kocaman bir balon var sanki; hani stres atma amaçlı içine kum koydukları küçük balonlar oluyor ya, sanki o tüm içimi kaplıyor gibi. 

    Şu anki ruh halimi açıklayacak olursam; dizi-filmlerde gördüğümüz, beyaz bir gömlek giyip kolları arkadan bağlanan insanlar var ya, öyle hissediyorum. Hissettiğim ve yaşadığım şeyler hakkında düşündüğüm seanslarda (kendi kendime anlık gelişen seanslarım oluyor, ben de hiç anlamıyorum) önce üzülüyorum, sonra kendimle dalga geçip gülüyorum, sonra tekrar halime gülüyorum. Bu şimdiye mahsus bir şey değil, genelde bu "bunalımsal" ruh haline büründüğüm zamanlarda olur. Aslında şöyle bir düşününce "bunalımsal" olarak nitelediğim bu ruh hallerimi sınıflandırmam gerekiyor. Bana gelen bunalımların, depresyonsal hallerin bir türü yok ki. Neyse, onu başka bir zaman düşünürüm. Şu an düşünmek istemedim. Şu an düşünmek değil de, şu ana kadar düşündüğüm şeyleri yazmak geliyor içimden. Aslında tam yazmak da gelmiyordu. Biraz kendimi zorlayarak oturmuş oldum masanın başına. Ama iyi oldu. Benim içimin keyfini beklerseeek...

    Sinirimi bozan en büyük şey, bir şeylere mecbur bırakılıyor olmak. Bir yerden kurtuldum derken başka bir yer çıkıyor ya. Özellikle gönüllü başladığım bir şeyde sonradan üstüme daha çok sorumluluk verilmesi, bir şeyleri mecburen yapmak zorunda olmam... beni gerçekten çıldırtıyor. Ciddiyim. Saçımı başımı yolup kendimi yerden yere atasım geliyor. İyi değilim demiş miydim haha. Kendime de çok sinir oluyorum. İlla aman herkesin gönlü olsun diye kendi kendimi bu hallere düşürüyorum. Benim durumumda olan başka insanlar da vardı niye onlar gibi yapmadım da kendi başıma dert aldıysam... Hayır diyememe hastalığından bende de var galiba. Özellikle sevdiğim, saydığım insanlar olunca geri çevirmek istemiyorum. Bir de yardımcı olabildiğim zaman o kadar mutlu oluyorum kii! Ama işte bir de işin öbür tarafı var... Yardım ederim yardım isteyene elimden geldiğince, geri çeviremiyorum zaten ama... Mecbur bırakılmak başka bir şey ve nefret ediyorum. Böyle anlarda herkesten, her şeyden, tüm dünyadan nefret etme perilerim misafirliğe geliyor. Periler kötülük getirir mi diye bi' düşündüm. Ama Winx'teki Trix gibi düşünmeye karar verdim. Onlar cadı diye mi geçiyordu yoksa, neyse işte...

    Mesela sürekli ders çalışmak zorundayım. Bu benim kendime verdiğim bir zorunluluk ama. Başkası koymuyor ki. İstersem çalışmam. Ders çalışmakta da çok zorlanıyorum son zamanlarda. Normalde ders çalışmayı bile severdim... Hatta bir gün meslek sahibi olduğumda da açıktan da olsa okumaya devam ederim diye düşünüyordum. Artık bu fikrimi desteklediğimden emin değilim. Son zamanlarda istiyorum ki hiçbir derdim, tasam olmasın. Para bir şekilde bir yerden gelsin, ben evde yeni tarifler deneyim, kitap okuyum, blog yazıyım... Böyle kendi kendime takılayım. Neyse, hayalim burada sona erdi. 

    Bu arada yeni tarifler demişken geçenlerde Cinnamon Roll yaptım. 2025 hedefimdi:) 2026'ya girer girmez yaptım:) İşte istikrar! Daha önce denemiştim, evde kendi yaptığımı daha çok beğendim ne yalan söyleyeyim elime sağlık:) Sonraki hafta tarçınlı zencefilli kurabiye yaptım, salep yaptım. Tarçın güzel bir baharat ya ben çok seviyorum. Sevmeyen arkadaşlarım da var. Onları anlamak çok zor demeyeceğim zevk meselesi tabii. Ama çok güzel bence biraz şaşırıyorum. Neyse alakasız bir konuya giriş yaptım. Gerçi bu yazının pek bir şeyle alakası yok. Şu içimdeki balon belki biraz küçülür diye geldim yazıyorum.

    Bu yazıyı yazarken rezene çayı içiyorum. Siz de sever misiniz? Ben çok seviyorum. Ha ben yatmadan önce iyi uyuyayım, sakinleşeyim diye içmiyorum. Keyfine. Zaten yatmadan önce muhtemelen elimde telefonla uyurum bu gece. Onsuz uyuduğum çok az zaman var zaten... Yani rezene bana yaramaz. Ama bence kokusu yatıştırıyor insanı. Bana öyle geliyor. Sakinliği ve huzuru ve çağrıştıran bir kokusu var bence. Geçen sene bir arkadaşım bana rezene, papatya ve lavanta karışımı bir çay hazırlardı. İçtiğim en iyi bitki çaylarından. Bazen sakinleşmem için yapardı haha. Ben onu içip sakinleşsem ne yazar zaten 5 dakika olmadan sinirlenecek yeni bir şey çıkardı ortaya. Belki de iyi niyetinden dolayı o kadar tatlı geliyordu bilmiyorum. Bazen canım istediği için naz yapıyordum, yapıp getiriyordu. Çok garip... Normalde çok da iyi anlaşabildiğim biri değildi. Yani şöyle iyi anlaşırdım da, ben alttan aldığım için:) Yoksa çok benzerliğimiz olan biri değil. Ama şu an onu böyle hatırladığıma sevindim.

    Şaşırtıcı bir şekilde gerçekten şu an aklıma ne geliyorsa onu yazıyorum. Dünyanın en alakasız yazısı ortaya çıkıyor şu an. Keşke günlüklerini, mektuplarını okuduğumuz yazarlar gibi yazabilsem... Onların yazılarının neredeyse her satırının altını çizesim geliyor. Bense bir yazıda kaç kere "neyse" denilebilir rekorunu kırıyorum bu gece. Neyse, ne diyordum ben.

    Bir de içimi farklı hislerle dolduran bir duygu var. Ya da içimi farklı duygularla dolduran bir his var. His ve duygu aynı şey mi? Neyse, bunu araştırmadan ve düşünmeden devam ediyorum. Off bunu söyleyip söylememek konusunda aşırı kararsızım aslında. Birkaç aydır, yaklaşık yarım yıldır falan bir takıntım var haha.. Off bundan takıntı diye bahsetmemeliyim! Ne olduğunu bilmiyorum. Bu hissin içinde sevgi var ondan eminim. Ama bu aşk sayılıyor mu acaba emin değilim... Bence değildir... haha Ayy kendime dayanamıyorum gerçektenn! Beynimden geçenleri ve geçmeye çalışanları görseniz... İyi ki görmüyorsunuz... Bir dakika neden şu an ellerim titriyor? Galiba sizden utandım. Neyse, neyse elimden geldiğince az saçmalamaya çalışacağım. Maalesef hiç saçmalamamak için söz veremiyorum. Beynimdeki bu sekmeyi kapatıp anlatmaya devam edeceğim. 

    Böyle hayranlık mı acaba ben mi yanlış anlıyorum zannediyorum. Ama diyorum ki e şu ana kadar hiç başka birine hayran olmadım mı, etkilenmedim mi? Etkilendim tabii ki. Düşününce hala etkilendiğim, hayran kaldığım birçok insan var. Ama onları gece, gündüz düşünmüyorum. Yoksa bu, ders çalışamayım diye kalbimin bana kurduğu bir tuzak mı? Geçenlerde tabağa peynir koyarken aklıma geldi hahah. Off çok utanıyorum şu an! Ama içimden gitmesi gereken bir şey bu. 

    Buraya içimi dökmeye her geldiğimde yazmanın ve buradaki çevremle paylaşmanın bana iyi geleceğini bilerek yazdım. Ama sanki şimdi hiçbir işe yaramayacak ve hatta utanıp, yerin dibine girip yayından kaldıracakmışım gibi bir his var. Bu arada evet kaldıracağım orası kesin zaten... Ama biraz fikir alışverişi iyi olabilir. 

    Bir de şöyle bir sorunumuz var; ben onu aslında tanımıyorum sayılır haha. İnsan nasıl tanımadığı bir insana aşık olabilir ki! Bu zamana kadar -yani yarım yıl öncesine kadar-  tanımadığım birine aşık olmamın imkansız olduğunu düşünürdüm. Aslında hala öyle düşünüyorum. Çünkü mantıklı olan bu bence. Ama belki de dedikleri gibi aşk mantık dinlemiyor. Ama bir dakika, bu aşk olmayabilir. Şu anki halime baktığımda eğer bu yaşadığım aşksa ve seneler sonra benden aşkı tanımlamamı isteseler "bilinmezlik" diye tanımlamam gerekirdi. Hiçbir şey bilmiyorum. Hiçbir şey anlamıyorum. Hiçbir şeyden emin olamıyorum... 

    Bir şiirde geçiyor ya "Ben ona değil, onun hayaline aşık oldum."  (Aynı zamanda Blok3 de bir şarkısında geçiriyor:) Muhtemelen bende böyle bir sorun var. Çünkü yeterince tanımıyorum. Bazı gördüğüm şeylerden falan çıkarım yapıyorum ama içini nereden bileyim. Boşlukları aklım tamamlıyor sanırım. Ben de böyle tuhaf, anlamdıramadığım şeyler yaşıyorum. 

    Gerçi insanları hep tamamen tanıdığımız için mi severiz? Bazı çok yakın arkadaşlarım hakkında da bilmediğim bir sürü şey var. Hatta bildiğim kötü özelliklerine rağmen sevdiklerim var. Yani bu, işime yarayan bir bilgi çıkarmıyor ortaya. Neyse ne işte... İçimde bu konuyla alakalı çok şey, düşünce, his var ama... Neyse.

    Taslaklarda başlayıp bitirmediğim kitaplarla alakalı yazılarım var. Keşke onları yazsam. Aslında zor bir şey değil. Yine ne düşünüyorsam onları yazacağım ve bitecek ama niyeyse gözümde çok büyüyor, çok üşeniyorum. Kitaplığıma sığamadığım için ve yeni bir kitaplık alsam koyacak bir yerim olmadığı için bazı kitaplarıma veda ediyorum. Onların en azından anısı burada yaşasın diye resimlerini çektim kısa bir yazıda bahsedecektim. Yaparım umarım. 

    Birkaç gündür çok kötü bir şeye takıldım bırakamıyorum. Ne olduğunu söyleyemem o kadar beni utandırıyor yani. "Cringe" diyebileceğim bir şey. 24 saat boyunca başka hiçbir işim gücüm, önceliğim yokmuş gibi onunla uğraşıyorum. YouTube'da 24 saat shorts kaydırdığımı düşünün. Daha da bomboş bir aktivite. Daha da bir şey demem:) Ama bırakıp buraya oturmam iyi bir gelişme bence:) 2 gündür takılmıştım. Bence bırakmaya yakınım. Böyle şeyleri anlık takıntı haline getiriyorum, kısa bir süre sonra canım sıkılıyor zaten. Yani kurtulmam yakındır, hissediyorum:)

    Başka diyecek bir şeyim var mı acaba? Daha ne kadar boş yapsam diye düşünsem mi? Yok yok düşünmeyeceğim, merak etmeyin:) İçimdeki balon... şu an fena değil. Patlayacak gibi, kocaman durmuyor. Ama o balonu düşününce hissettiriyor yine kendini. 

    Bu arada aklıma bir şey daha geldi haha. Son zamanlarda kalbim -yani kalbimin oralar- çok sıkışıyor gibi hissediyorum. Şu an yine başladığı için aklıma geldi deyip yazdım zaten. Bu kalp sıkışması bende geçen sene başladı. Belli bir aralığı yoktu, çok sinirlendiğim, üzüldüğüm günlerde ya da gecelerde oluyordu. Eve geldiğim zamandan beri iyiydi aslında. Sadece bazen ağladığımda ya da korkarak uyandırıldığımda -en küçük bir sesten bile korkuyorum bu arada, yani neredeyse sürekli korkarak uyanıyorum- oluyordu. Birden bir göğsüme sancı giriyordu. 2 haftadır neredeyse hiç geçmeden kalbim sıkışıyor gibi hissediyorum. Bence kalbimle alakalı değil sağ tarafımda da hissediyorum çünkü. Ciddi bir şey olmamasını, soğuktan olduğunu umut ediyorum. 

    Buraya kadar okuduysan öncelikle hakkını helal et lütfen. Kim bilir kaç dakikanı çaldım. Üzgünüm. Sadece hafiflemeye ihtiyacım vardı. Evet, boş yaparak da hafiflenir. Saçma da olsa benden birkaç parça işte n'apalım... Ve çok teşekkür ederim tabii ki<3 Değerli vaktini ayırdığın için:)

    Bu arada bu yazdığım yazıda başlık dahil 14 tane "neyse" kelimesi geçiyor. Böyle bir yazıya böyle bir bilgiyle son veriyorum:) Hoşça kalın, umutlu ve mutlu kalın<3

0 comments

Sude

Popüler Yayınlar

Ağaç Ev Sohbetleri #230 "Geleneksel Kültürü Korumak Önemli Midir?"

      Herkese selam! Nasılsınız, n'apıyorsunuz? Umarım günleriniz verimli geçiyordur, hayatınızdan memnun olduğunuz zamanlar geçirebiliyorsunuzdur.     Sevgili DeepTone tarafından düzenlenen Ağaç Ev Sohbetleri'nde bu haftanın konusu;       "Geleneksel kültürü korumak önemli midir?"      Ben geleneksel kültürü korumanın önemli olduğunu düşünüyorum. Bu dediğim elbette ki hep eskide kalmak  demek değil. Dünyayı, gündemi, yenilikleri takip edeceğiz ancak tamamen Batılılaşma, modernleşme adı altında da kendi özümüzü terk etmeyeceğiz demek istiyorum.      Geçenlerde okuduğum bir kitaptan örnek vermek istiyorum. Kitabın yazımı çok iyiydi ancak sanki çeviri kitap okuyormuş gibi hissettim. Şimdi bu kötü bir şey mi yoksa bir başarı mı? Evet, bence bu bir başarı. Ama şahsi düşüncem olarak ben yerli bir kitap okuyorsam bunu hissetmek isterim. Kitabı okurken sanki Amerika'nın bu üniversite temalı filmlerinden izliy...

BCP- Ocak| Scrubs Dizi Yorumu

        Selam! Nasılsınız, nasıl gidiyor hayat?     Geçen sene yoğunluktan dolayı BCP'ye katılmamayı tercih etmiştim. Tabii ki hayatım hala yoğun bir şekilde geçiyor ancak bu sene yoğunluklarımın hobilerimin önüne geçmesine izin vermek istemiyorum.(Ne kadar çok "yoğun" dedim de mi?) Yeni yıl kararı:)     Blogları Canlandırma Projesi kapsamında her ay bir tema belirleniyor ve temaya uygun kitap, dizi ya da film izleyip yorumluyoruz.      Ocak ayının teması; komedi, mizah ve müzik idi. Ben bu ay izlediğim bir diziden bahsetmek istiyorum. Bir komedi dizisi olarak karşımıza çıkıyor. Yer yer müzik temasını da kaplıyor.     SCRUBS Tür: Komedi Proje Tasarımcısı: Bill Lawrence Başrol Oyuncuları: Zach Braff, Sarah Chalke, Donald Faison, Judy Reyes, John C. McGinley, Ken Jenkins, Neil Flynn. Ülke: ABD Bölüm Sayısı: 182 Gösterim Süresi: 21 dakika Yayın Tarihi: 2 Ekim 2001- 17 Mart 2010    J.D ve Turk çocuk arkada...

BCP- Ocak| Film Yorumu

     Herkese selam! Nasılsınıız? Ben iyiyim, teşekkür ederim.     Bugün 2025'in ilk Blogları Canlandırma Projesi ile geldim. Blogları Canlandırma Projesi kapsamında her ay bir tema belirleniyor ve temaya uygun olarak kitap, dizi, film vs. okuyup/ izleyip kendi yorumlarımızı paylaşıyoruz. Projeye katılan diğer blog arkadaşlarımıza ziyarete gidip bloglardaki etkileşimi arttırmayı hedefliyoruz.      Ocak ayı temalarımız ise p anayır, festival, fuar, müzik, dans, kermes, yemek, etkinlik vb. içeren eserler. Ben de temalara uygun olacağını düşündüğüm The Circus filmini izledim. Kaynak: beyazperde.com THE CIRCUS (Sirk) Vizyon Tarihi: 1928 yılı Yönetmen: Charles Chaplin Senarist: Charles Chaplin Tür: Komedi, Dram, Romantik Süre: 1 saat 12 dakika Oyuncular: Charles Chaplin, Al Ernest Garcia, Merna Kennedy     Charles Chaplin'nin hem senaristliğini hem yönetmenliğini yaptığı bir film. Aynı zamanda filmde kullanılan müzikleri de kendisinin yapm...